Protege Moi 的个人资料QUIJOTESCO照片日志列表更多 工具 帮助

日志


12月5日

Tour Eiffel (Eyfel Kulesi)

Eyfel Kulesi, Paris'in ünlü demir kulesi. Kule, aynı zamanda tüm dünyada Fransa'nın sembolü halini almıştır. İsmini, inşa eden mühendis Alexandre Gustave Eiffel'den alır. En büyük turizm cazibelerinden biri olan Eyfel Kulesi, yılda 6 milyon turist çeker. 2002 yılında toplam ziyaretçi sayısı 200 milyona ulaşmıştır.

Tarihçe

Eyfel Kulesi 1887 ile 1889 yılları arasında Gustave Eiffel'in firması tarafından, Fransız Devrimi'nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde inşa edilmiştir. Aslında kulenin mimarı Gustave Eiffel değil, İsviçreli Maurice Koechlin 'in siparişi üzerine tasarlayan Stephen Sauvestre'dir. Meslektaşı Emile Nouguier ile beraber ilk tasarımları yapmıştır. Kulenin, 7.739.401 Frank 31 Sent tutan inşaat masrafları, Gustave Eiffel'in tahminlerinin 1 milyon frank üstündedir. 1889 yılındaki açılış tarihden önceki 5 ayda 1,9 milyon kişi ziyaret edince, yıl sonuna kadar toplam masrafın 3/4'ü çıkartılmıştır. Böylelikle Eyfel Kulesi, daha başından, kazanç sağlayan bir şirket görünümüne bürünmüştü. 3.000 işçi 26 ay boyunca 18.038 adet demir parçayı 2,5 milyon perçinle bir araya getirdi. Hiç ölüm vakası yaşanmamış olması, o günün şartlarında şaşırtıcı bir durumdur.

Ancak bu arada kule, onu bir utanç lekesi olarak gören Paris halkının tepkisini de çekmiştir. Bazı sanatçılar devasa bir sokak lambasına benzetirken, bir fabrika bacası gibi Paris'in görsel itibarını zedeleyeceğini ileri sürmüşlerdir. Böylelikle devrin sanatçı ve edebiyatçı çevresinde bir kampanya başlatılmış, bu kampanya süresince ünlü sanatçıların imzaladığı bildiriler dağıtılmıştır. Bugün ise Eyfel Kulesi, Dünya'nın en güzel mimari yapılarından biri olarak kabul edilir. Parisliler onu Demir Bayan olarak adlandırırlar.

İlk başlarda Eiffel, Kule'ye sadece 20 yıl için müsaade almıştı. Dolayısıyla, 1909 yılında kulenin sökülmesi gerekiyordu. Ancak kule, iletişim için çok uygun yüksekliğe ulaştığından ve yeni yüzyılda Atlantik ötesi haberleşmeye imkân tanıdığından, kalmasına izin verildi.

Teknik özellikler

 

Eyfel Kulesi 300 m yüksekliktedir. Zirvesindeki televizyon vericileri 27 m daha yükseklik kazandırır. Günümüzde yaygın olarak kullanılan çelik yerine demirden inşa edilmiş, özel teknikler sayesinde günümüze kadar sağlam olarak gelmiştir.

200.000 metrekare alanda bulunan Eyfel Kulesi her 7 yılda bir, 60 ton boya ile boyanır. Bu çalışmada 25 boyacı görev yaparken, çalışma 15 ay sürer. Bu işlem sırasında 1.500 fırça, 5.000 zımpara kağıdı ve 1.500 iş tulumu tüketilir. Ayrıca güvenlik maksadıyla toplam 50 km güvenlik halatı, 20.000 metrekare koruyucu ağ kullanılır. Boyama maliyeti yaklaşık 3 milyon avro tutar. Zaman içinde kulenin rengi kırmızımsı kahveden, sarımsı kahveye, daha sonra kestane kahvesinden bugünkü bronz tonuna dönüşmüştür. Kule 3 renk tonunda boyanır. En açık renk zirvede kullanılırken, en koyusu zeminde kullanılır.

Kulede intihar olayları da yaşanmaktadır. Şu ana kadar 400 kişi bunu gerçekleştirmiştir. Zamanla, intiharların önüne geçmek maksadıyla platformların çıkış noktalarına demir parmaklıklar yerleştirilmiştir.

22 Temmuz 2003 tarihinde, kısa devre sonucu, kulenin zirvesinde, hemen en üst ziyaretçi platformunun üstünde yangın çıkmıştır. Yangın bir saat gibi bir sürede kimse yaralanmadan söndürülmüştür.

Manzara platformları

 

Kamuya açık platformlar 57 m, 115 m ve 276 m yükseklikte bulunur.

Ziyaretçiler, üç asansörle kuzey, batı ve doğu kanatlarından ilk iki platforma ulaşır. İlk ve ikinci katlarda lokantalar mevcuttur. Ayrıca ilk katta, Eyfel Kulesinin tarihinin anlatıldığı bir sergi bulunur. En üst platforma ulaşmak isteyen bir ziyaretçi, ikinci katta aktarma yapar ve başka bir asansöre geçer. En üst platform hem çatılı hem de üstü açık bir alana sahiptir.

Kulenin açılışından sonra, ilk platforma kadar 50 yolcu taşıyan iki hidrolik asansör kullanıma girmişti. Bunlar için gerekli hidrolik presler 16 sütuna monte edilmişti. Kuzey kanadından başka bir asansörle ikinci kata ulaşılıyordu. 2. Dünya savaşı sırasında, işletim sistemindeki hasarlar sebebiyle bunlar devre dışı kalınca, Adolf Hitler kuleye yaya olarak çıkmak zorunda kalmıştı.

1983 tarihinde ikinci ve üçüncü katlar arasına, 1000 tonluk yürüyen merdivenin yerini alan, 4 yeni turuncu asansör monte edildi. Yürüyen merdiven 654 basamaklı ve 3 m genişliğindeydi.


 

P A R I S

Paris, Fransa'nın başkenti ve Île-de-France bölgesinin merkezidir ve Seine nehri'nin üzerine kurulmuştur. Tüm dünyada anıtları, sanatsal ve kültürel yaşamı ile tanınmış (bilinen) olan Paris aynı zamanda dünya tarihinde önemli bir şehir (kent) olmakla birlikte, başlıca ekonomik ve politik merkezler arasında yer almakta ve uluslararası taşımacılığın geçiş noktalarından birini oluşturmaktadır. Moda ve lüksün dünya başkentidir ve "Işık Şehir" (Ville de Lumière) diye de anılmaktadır (bilinmektedir.)

2004 yılında Paris şehir sınırları içindeki nüfusun 2.153.600 kişi olduğu INSEE (Institut national de la statistique et des études économiques - Ulusal istatistik ve ekonomik çalışmalar enstitüsü) tarafından tahmin edilmektedir. [1] 20. yy.'da şehir sınırlarının dışına taşarak büyümüş ve banliyöleriyle birlikte 2007'da 12,1 milyonluk nüfusa ulaşmıştır. [2]. Paris şehrinin özlü sözü Latince "Fluctuat nec mergitur" yani "Sallanır ama batmaz" (Fransızca:« Il est battu par les flots sans être submergé »). Şehrin armasındaki "Scilicet" yani gemiyi anlatmak için kullanılır. Bu gemi Ortaçağ'da şehri yöneten güçlü "Gemiciler" (Nautes) ya da "Su tüccarları"nın kurduğu birliği sembolize eder. Şehrin koruyucusu, 5. yy.'da Attila'yı şehri yıkmaması için ikna ettiğine inanılan Azize Geneviève'dir.

Paris adının kaynağı [değiştir]

Paris adını Galya halklarından Parisiilerden almaktadır. "Paris" aslında Romalıların "Lutetia" yerine kullandıkları "Civitas Parisiorum" (Parisiilerin şehri) adının zamanla değişmesi sonucu oluşmuştur. Paris aynı zamanda şehrin etrafındaki yöreye de ("Parisis") verilen isim olmuştur. Cormeilles-en-Parisis ve Fontenay-en-Parisis gibi şehirlerin isimlerinde buna rastlanır.

Bu adın kaynağı tam olarak bilinememektadir. Paris bölgesinde çokça bulunan taş ocaklarına istinaden Galce "kwar" (taş ocağı) kelimesinden geliyor olabilir. Başka etimolojilerde önerilmiştir. Pierre Hubac ve Cheikh Anta Diop'a göre, Parisiilerin adı Mısır tanrıçası İsis'ten gelmektedir çünkü Paris bölgesinde İsis'e adanmış birçok tapınak ya da Eski Mısır dilinde "per Isis" bulunmaktaydı. Bir efsane de Paris adını dalgalar altında kalıp denize batan efsanevi Ys şehriyle birlikte anar. Maurice Druon "Paris de César à Saint Louis" (Sezar'dan St.Louis'ye kadar Paris) adlı kitabında Paris adının Galce "par" (gemi) sözcüğünden geldiğini iddia eder. Şekli gemiye benzeyen, su üzerine kurulmuş, geçimini suya borçlu olan ve ismini de belki sudan almış olan bir şehir. Bir ada olan Lutèce'in refahı "gemiciler" tarafından sağlanıyordu ve bu gemicilerin sembolü olan gemi de şehir armasını oluşturmuştur.

Tarihöncesi

Seine nehri kıyılarında yapılan teraslama çalışmaları sırasında bulunan oymataş el aletlerinin gösterdiği gibi Paris kent alanı yaklaşık 40.000 yıldır insanlar tarafından yerleşim alanı olarak kullanılmaktadır.

En önemli arkeolojik bulgular 12nci bölge'de 1991 yılında ortaya çıkartılan Paris bölgesindeki en eski kalıcı insan yerleşimine ait kalıntılardır. Bercy'de yapılan altyapı çalışmaları sırasında MÖ 4.000 ile 3.800 yılları arasında avcılık dönemine ait Seine nehrinin eski kıyısında yerleşik bir köyün izlerine rastlanmıştır. Bu kalıntılar çok önemli arkeolojik değere sahip olan birçok tahtadan oyma kayık, topraktan çanak çömlek, ok ve yaylar, kemşk ve taştan aletlerdi.

Diğer buluşlar da 14ncü bölge ile 13ncü bölge arasındaki sukemerleridir.

Antik Çağ

 

Tarihöncesi yerleşimlerle Galya-Roma dönemi arasında olup bitenler hakkında pek bir şey bilinememektedir. Tek emin olunan nokta Sezar'ın birlikleri ülkede dolaşırken bölgenin hâkimlerinin hala Parisiiler olduğudur. Bazıları Parisiilerin Paris'i kurmasının tarihi olarak MÖ 250 ile 200 yılları arasını göstermektedir ancak önemli kanıtları yoktur. MÖ 52 yılında Jül Sezar'ın teğmeni Labienus Paris şehrini ele geçirdiğinde Romalılar tarafından "Lutetia" (Fransızcası: Lutèce) diye adlandırılmıştır. Galya'nın başkenti görevini Lugdunum (Lyon) şehri yapmaktaydı. O zamanki Galya şehrinin tam olarak nerede yerleştiği konusunda kesin bilgi yoktur. Uzun süre buranın île de la Cité'de olduğu düşünülmüştür ancak metro çalışmaları nedeniyle baştan aşağı bu adada kazı çalışmalrı yapılmış ve hiçbir ize rastlanmamıştır. Galya şehri île Saint-Louis'de ya da bugün artık karşı kıyı ile birleşmiş olan ve Bièvre nehri'nin yarattığı delta üzerinde bulunmuş olan bir adada da bulunmuş olabilir. Çok tartışılan başka bir varsayıma göre ise ilk kurulan Galya köyünün Nanterre'deki Valérien tepesi'nden çok uzak olmadığı yönündedir.

Roma şehri 1. yy.'da nehrin sol kıyısına kurulmuştur. Şehrin Saint-Germain Bulvarı'ndan Val-de-Grâce'a ve rue Descartes 'tan jardins du Luxembourg'a kadar uzandığı düşünülmektedir. Lutèce şehri bir cardo (Roma şehirlerinde kuzey-güney doğrultusundaki ana cadde) olan rue Saint-Jacques çevresinde dik kesen sokaklardan oluşan bir şehir yapısıyla yerleşmişti. Roma şehirlerinde olduğu gibi forum, hamamlar, tiyatro, arena ve nekropol bu şehirde bulunmaktaydı.

Orta Çağ

Paris şu andaki adını 5. yy.'da alır ve Romalılar'a karşı elde ettiği zaferin ardından Frankların kralı Merovenj Hanedanından I. Clovis 508 yılında Paris'e yerleşerek burayı başkenti yapar. Nehrin sağ kıyısına 6. yy.'dan itibaren bir kilisenin kurulduğu dikkat çeker: Saint-Gervais kilisesi (günümüzde Hôtel de ville 'in arkasında bulunmaktadır. 9. yy.'da Saint-Gervais ve Saint-Germain-l'Auxerrois kiliselerinin (günümüzde Louvre'un yakınında bulunmaktadır) çevresinde koruma amaçlı duvarlar inşa edilmiştir. Nehrin sol kıyısı 885 yılında Vikingler tarafından tamamen yokedilmiştir. Taht 987 yılında Capet hanedanına geçti. Paris, Orleans şehri ile birlikte bu hanedanın kişisel serveti içinde yer alıyordu. Bu hanedanın atası I. Eudes şehri Vikingler'e karşı savunmasıyla ünlenmiştir.

Güncel

Fransa’nın başkenti Paris….Rüya ve romantizm şehri diye tabir edilse de çoğu kez…Burası insanın kendini unutmaya, belki de kendini bulmaya başladığı bir şehir. Ville de Lumière yani Işık Şehir de deniliyor bu kente. Seine nehrinin kuzey ve güney diye ayırdığı bu kent, tarih boyunca Avrupa’nın en önemli sanat, politika, din, eğitim ve ticaret merkezi olmayı başarmış.19. yy’da Baron Haussmann tarafından yeniden yaratılan Paris saat yönünde daireler şeklinde sıralanan 20 bölgeyle farklı bir yaşam sunuyor sanki. Tüm dünyanın yolunun kesiştiği, en azından yaşamda bir kez de olsa yolunun geçtiği ya da “yolum buradan geçmeli” dediği büyülü bir kent burası.

Sanat & Kültür

Paris tarihe yolculuktan öte tarihin içinde yaşatıyor insanı. Eski Romalı Lutetia 'nın  kalıntıları ,büyük ortaçağa ait manastırlar , Gotik şaheserleri , klasik mimarlık , Napoleonic zamanlardan koleksiyonlar ve daha pek çok tarihsel önemi olan eserlerin merkezi Paris. Şehirde 180’in üzerinde müze ve çok sayıda abide bulunuyor. Resimlerin uluslararası üne sahip  koleksiyonları , heykeltıraşlık ve süslü sanatlar , azizlerin resimlerine ait amblemler, bir devrin ruhunu yansıtan semboller çağdaş bir mirasın zenginliğinin verdiği ilhamı yaşatıyor insana.Paris tek kelimeyle geçmişi ve bugünü buluşturan bir sanat merkezi.

Müzeler şehri

Paris’te 180’nin üzerinde müze bulunuyor.Bunlardan en ünlüleri ise Louvre Müzesi ve Orsay müzesi.Leonardo Da Vinci, Raphael, Monet, Rodin, Delacroix ve Picasso’nun eserleri Paris’in ünlü müzelerinde sergileniyor. Paris’te sanat hayatın vazgeçilmez bir parçası gibi.Hemen her sokakta bir müzeye, sergiye, sinemaya, tiyatroya rastlamak mümkün. Tarih öncesi dönemleri kapsayan sanat eserlerinden, uzay çağının hayaliyle yaratılmış eserlere kadar tüm Paris sanatın bir parçasını taşıyor. Paris’te müzeler haftanın bir günü ücretsiz, bazı müzeler haftanın bir günü 24 saat, bazıları ise haftasonları açık.

Eiffel Kulesi’nden Paris’e doğru

Her insanın hayatında en az bir kez görmeyi hayal ettiği şehirlerden biri Paris. Eiffel Kulesi’nden Paris’e bakınca sanki tüm dünyanın hakimi gibi hissediyor insan kendini. 1889 Yılında Fransız İhtilalinin 100. yıl dönümü anısına yapılan 1050 ft yüksekliğindeki bu kule, şehrin rüya kapısının anahtarı gibi.  Notre Dame de Paris, tanrının evi. Yapımına MS. 1163’de başlanan ve MS 1345 yılında tamamlanan gotik katedral, bugün tanrıya yapan 6 bin kişinin barınabileceği bir mabet. Saint Germain des Pres / Quartier Latin - Latin Quarter, Jean Paul Sartre ve Café Flore’de yazan Simone de Beauvoir, ile Boris Vian ve Raymond Qeneau ile 1950’lerin existansiyalizmi ile hatırlanmaktadır. Koruma altına almak üzere bir tarihsel koruma birliği yaratılmış olmasına rağmen, kitap dükkalarının ve sinemaların yerini lüks butiklerin “işgali” (son 30 yıldan fazla) almaktadır ve hala bu bölgede kitapçılar ve sinemalar da durmaktadır. Montmartre ve Sacred Heart Kilisesi (Montmartre et le Scrée coeur), yapımına XIV’üncü Kral Louis döneminde başlanan ve yoksullaşan askerlere ve Fransız ordusunun gazilerine hizmet etmek üzere bir konak olarak tasarlanan bir yer olan Invalides Paris’in tüm gerçeğini yansıtıyor. Ayrıca tüm Parislilerin gezindikleri olağanüstü bir meydan olan Places des Vosges’te dolaşmakta ayrı bir keyif veriyor insana.

Champs Elysees Bulvarı

Champs Elysees ve Zafer Anıtı Arch of Triumph ( Champs  élysées et l'Arc de Triomphe
Champs Elysees ) “ dünyanın en güzel bulvarı” lakabını muhtemelen sadece, Place de la Concord’dan başlayıp ve Grand Palais’de sona eren aşağı kısım ile hak etmiştir. Bulvarın geri kalan kısmı özellikle çok pahalı dükkanları ve restoranları ön plana çıkarmaktadır . Bulvarın sonunda yer alan Zafer anıtına yürümek ve Napolyon’un zaferine adanan 50 metre yüksekliğindeki yapı da mutlaka görülmeli.

Paris & Moda

Paris dünya modasının da kalbinin attığı bir şehir. Paris moda tasarimcilarinin yasadigi ve ilham aldigi bir kent. Dolayisiyla, hangi milliyetten olursa olsun dunyaca taninan bir cok modaci burada yasiyor ve calisiyor. Modacilarin en yeni kreasyonlari da ilk defa kendi Studyo-Butiklerinde sergileniyor.Chanel, Comme Des Garcons, Kenzo, Emprio Armani, Carven, Christian Dior, Escada, Gıvency, Pierre Cardin ve daha pek çok ünlü markanın merkezi Paris. Alışveriş merkezlerini gezmek ise saatler alabiliyor. Benlux Paris, Carrousel du Louvre, Samaritaine, Bon Marche Rıve Gauche, Galerie Marchande des Champs-Elysees, C& A, Printemps Haussmann kesinlikle gezilmesi gereken alışveriş merkezleri. Şehirdeki alışveriş merkezlerinin hemen hepsinde sürekli yenilenen sanat sergilerini de gezmek mümkün.


Çılgın & Eğlence &  Paris

Paris;  restoran, cafe ve barların merkezi sayılabilecek bir şehir. Şehirdeki restoranların sayısı 25 binin üzerinde. Fiyatlar sanıldığı kadar yüksek de değil. Montmartre, sağ tarafın kuzey bölgesindedir. Parke taşlı sokakları, sarmaşık kaplı küçük evleri ile Montmartre küçük bir köye benziyor. Bastille bölgesi çevresi ise Paris’in ünlü café ve klüplerine ev sahibi durumunda. Nehrin Sol tarafı ise sağ tarafa göre daha bir çılgın. Caddelerin ve sokakların pek çoğu trafiğe kapatılmış. . St. Germain bölgesindeki Café’ler ise çok popüler. Montparnasse Picasso’nun, Giacometti ve diğer sanatçıların evi olarak biliniyor. St. Germain’e çok yakın olan Montparnasse sinemalar ve ünlü pastanelerle çevrelenmiş durumda.

Işık şehir

Paris Fransa'nın başkenti ve Île-de-France bölgesinin merkezidir. Seine nehri'nin üzerine kurulmuştur. Tüm dünyada anıtları, sanatsal ve kültürel yaşamı ile tanınmış olan Paris aynı zamanda dünya tarihinde önemli bir şehir olmakla birlikte, başlıca ekonomik ve politik merkezler arasında yeralmakta ve uluslarası taşımacılığın geçiş noktalarından birini oluşturmaktadır. Moda ve lüksün dünya başkentidir ve "Işık Şehir" (Ville de Lumière) diye de anılmaktadır.2004 yılında Paris şehir sınırları içindeki nüfusun 2.144.700 kişi olduğu INSEE (Institut national de la statistique et des études économiques - Ulusal istatistik ve ekonomik çalışmalar enstitüsü) tarafından tahmin edilmektedir. 20. yy.'da şehir sınırlarının dışına taşarak büyümüş ve banliyöleriyle birlikte 1999'da 11,1 milyonluk nüfusa ulaşmıştır. Paris şehrinin özlü sözü Latince "Fluctuat nec mergitur" yani "Sallanır ama batmaz" (Fransızca:« Il est battu par les flots sans être submergé »). Şehrin armasındaki "Scilicet" yani gemiyi anlatmak için kullanılır. Bu gemi Ortaçağ'da şehri yöneten güçlü "Gemiciler" (Nautes) ya da "Su tüccarları"nın kurduğu birliği sembolize eder. Şehrin koruyucusu, 5. yy.'da Attila'yı şehri yıkmaması için ikna ettiğine inanılan Azize Geneviève'dir.

Tibet

Genel Bakış

Kısa adı Tibet olan Tibet Özerk Bölgesi, Çin’de kurulan 5 özerk bölgeden biri. Nüfusunun esas kısmını Tibetlilerin oluşturdukları bir etnik özerklik birimi olan Tibet, Çin’in güneybatı sınırında ve Qinghai-Tibet Yaylası’nın güneybatısında yer alıyor. Güney ve batıdaki yaklaşık 4 bin kilometre uzunluğundaki sınır boyunca Burma, Hindistan, Bhutan, Sikkim ve Nepal’le komşu olan Tibet, 1 milyon 220 bin kilometrekareyi geçen alanıyla Çin’in toplam yüzölçümünün yaklaşık yüzde 12.8’ini oluşturuyor.

  Rakımı 4 binin üzerinde olan Tibet Özerk Bölgesi, Qinghai-Tibet Yaylası’nın esas kısmını oluşturarak “Dünyanın damı” olarak adlandırılıyor. Tibet Özerk Bölgesi’nin 2 milyon 600 binlik nüfusunun yüzde 96’sını oluşturan 2 milyon 500 bin kişi Tibetli. Tibet, kilometre başına ortalama 2 kişilik nüfus yoğunluğuyla Çin’de en az nüfusa ve en düşük nüfus yoğunluğuna sahip eyalet düzeyindeki bölge olma özelliğini taşıyor.

 
Coğrafi yapı
 

      Kendine özgü bir dizi doğal özellikleri taşıyan Qinghai-Tibet Yaylası, tüm dünyadaki yaylalar arasında önemli bir konuma sahip olup “yer küresinin üçüncü kutbu” olarak da adlandırılıyor. 
  Qinghai-Tibet Yaylası’nın böyle tanımlanması, yüksek rakımı ve buna bağlı soğuk ikliminden kaynaklanıyor. 4000 metreden fazla bir yükseklikte bulunan yaylanın etrafında yüksek sıradağlar, üzerinde de çok sayıda yüksek dağ bulunuyor. Yaylanın rakımı 4500 metre olan göbeğinin yıllık ortalama hava sıcaklığı 0oC’nin altındadır. Burada yılın en sıcak günlerinde bile hava sıcaklığı 10oC’yi geçmez. 

  Qinghai-Tibet Yaylası’nın oluşumu, dünyamızda bugüne en yakın dönemde yaşanan en şiddetli ve geniş çaplı yerküre kabuğu hareketi olan Himalaya dağ oluşumu hareketine sıkı biçimde bağlıdır. Kar sınırının üzerinde, deniz seviyesinin 6000-8000 metre üzerinde olan birçok yüksek dağ tepessine ev sahipliği yapan Qinghai-Tibet Yaylası, dünyadaki en genç yayla olmakla birlikte Asya’daki birçok büyük nehrin kaynağı konumundadır.
Tarihçe ve mevcut durum
 


      Qinghai-Tibet Yaylası’nda yaşayan Tibetlilerin ataları, milattan önceki yıllardan itibaren Çin’in iç kesiminde yaşayan Han milliyetiyle temas halindeydiler. Qinghai-Tibet Yaylası’nda daha önce dağınık olan kabileler, uzun bir tarih dönemi içerisinde adım adım birleşti ve şimdiki Tibet etnik grubunu oluşturdular.

  M.S 7. yüzyılın başlarında Çin’in orta kesiminde 300 yıldır süren bölünmüşlük sona ererken, Tibet etnik grubunun kahramanı Sonzan Ganbu, merkezi Lahsa olan Tibet Krallığı’nı kurdu. Sonzan Ganbu, dönemin Tang hanedanının ileri üretim teknikleri ile siyasi ve kültürel değerlerini benimsedi ve Tang Hanedanı yönetimi ile siyasi, ekonomik, kültürel ve diğer alanlarda son derece dostane ilişkiler sürdürüyordu.

  Tibet bölgesi, 13. yüzyılın ortalarında Çin haritasına resmi olarak katıldı. Bundan sonra Çin’in merkezi yönetiminin birkaç kez el değiştirmesi ve farklı hanedanlar tarafından yönetilmesine rağmen Tibet, hep merkezi hükümetin yönetimi altında bulunmuştur. 

  1644 yılında kurulan Qing hanedanı, Tibet’te daha sıkı bir yönetim uyguladı ve merkezi hükümetin Tibet’teki yönetimini daha sistemli ve hukuka dayalı hale getirdi. 1727 yılında Qing hanedanı, merkezi hükümet adına Tibet’teki yerel yönetimini denetleyen Tibet Bakanı’nı bölgeye atadı. 

  1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti kuruldu. Merkezi Halk Hükümeti, Tibet’in geçmişi ve mevcut durumunu dikkate alarak barışçı kurtuluş çizgisini izledi. Merkezi Halk Hükümeti, Tibet halkının iradesi doğrultusunda bölgede demokratik reform gerçekleştirerek feodal kölelik sistemini ortadan kaldırdı. Tibet’te yaşayan 1 milyon toprak kölesi ve köle kurtuluşa kavuştu, köle sahiplerinin özel mülkiyeti olarak satılmaktan, hediye edilmekten, değiştirilmekten, borç ödeme yerine verilmekten ve köle sahipleri tarafından zorla çalıştırılma kaderinden kurtuldu, kişisel özgürlüklere sahip oldu ve yeni toplumun efendisi konumuna geçti. Reformu izleyen birkaç yıllık istikrarlı gelişmeden sonra Eylül 1965’te Tibet Özerk Bölgesi kuruldu. 

Genel etnik oluşum
 


      Tibet Özerk Bölgesi, Çin’de Tibetlilerin en yoğun olarak yaşadığı bölgedir. Çin’deki Tibetli nüfusun yüzde 45’ini barındıran Tibet Özerk Bölgesi’nde Han, Hui, Menba, Luoba, Naxi, Nu ve Dulong dahil 10’dan fazla etnik grup, kuşaklar boyunca yaşıyor ve Menba, Luoba ve Naxi etnik gruplarına ait etnik özerk nahiyeler bulunuyor.

Tibet etnik grubu 
 


      Tibet’in nüfusunun büyük bir çoğunluğunu oluşturan Tibet etnik grubunun dili, Han-Tibet Dil Ailesi’ne bağlı Tibet-Burma Dil Grubu’nun Tibetçe Dil Kolu’na ait. Esas olarak tarım ve hayvancılıkla geçinen Tibetlilerin şehirlerde yaşayan kısmı, genellikle zanaat, sanayi ve ticaretle uğraşırlar.

  Budizm’in Tibet mezhebine inanan Tibetliler, sıcakkanlı, açık sözlü, şarkı ve danslara da yatkın insanlardır. Kulağa son derece hoş gelen Tibet şarkıları, genellikle danslar eşliğinde söylenir. Tibetliler, genelde ipekli ya da pamuklu kumaşlardan yapılan uzun kollu kısa gömlekler giyerler. Tibet erkekleri gömlek üzerine bol kesimli palto giyerlerken Tibet kadınları, kolsuz paltolar giyer, bellerine de ip bağlarlar. Evli kadınlar ise bellerine gökkuşağını andıran desenlerde önlük de ilave ederler. Erkek ya da kadın her Tibetli’nin saç örgüsü vardır. Takılara da düşkün olan Tibetlilerin giyim ve süsleri, bölgeden bölgeye farklı özellikler de taşıyor. Tibetlilerin esas yemekleri kavrulmuş yabani arpa veya bezelye unundan yapılan, Zanba denilen pidedir. Yağlı veya sütlü çay ile yabani arpadan yapılan alkollü içkiyi seven Tibetliler, kuzu ve dana etlerine de düşkünler. Eski dönemlerde ölüleri toprağa gömen Tibetliler arasında bugün ölüleri kartallara yedirme, yakma ve nehirlere atma adetleri yaygındır.

Menba etnik grubu 
 


      Tibet Yaylası’nda yaşayan eski bir etnik grup olan Menbaların büyük bir kısmı, Tibet Özerk Bölgesi’nin güneyindeki Menyu bölgesinde toplu halde yaşarken, az sayıdaki diğer kısmı ise Motuo, Linzhi ve Cuona ilçelerine dağılmış durumdadırlar. Tarıma dayalı bir yaşam sürdüren Menbalar, aynı zamanda hayvancılık, ormancılık, avcılık ve zanaatla da uğraşırlar. Kadın veya erkek her Menba, kırmızı paltolar giyer, koyu sarı veya siyah şapka takarlar. Menba kadınları bilezik, küpe ve diğer süsler takarlarken Menba erkekleri, bellerinde bıçak bulundururlar. Alkollü içkilere ve burunlarına tütün çekmeye de düşkün olan Menbalar, pirinç, mısır ve çavdar yerler. Genellikle Budizm’in Tibet mezhebine inanan Menbaların bazıları ilkel batıl inançlara da inanırlar. Menbalar ölüleri suya atar, toprağa gömer, yakar ya da kartallara yedirirler.

Luoba etnik grubu
 


         Tibet Özerk Bölgesi’nin güneydoğusunda bulunan Luoyu bölgesinde toplu halde yaşayan Luoba etnik grubu, esas olarak tarımla geçinir ve bambuyla elişleri yapmaya yatkındırlar.

    Luoba erkekleri, göbeğe kadar uzanan yün şallarını, ayı derisinden yapılan şapkaları ve söğüt dallarından yapılan kaskları takmayı severler. Luoba kadınları ise yuvarlak yakalı kısa kollu bluzları, dize inen dar etekleri giyerler, bacaklarına da kumaş sararlar. Luoba etnik grubundan insanlar, mısırın yanı sıra bazen pirinç ve çavdar da yerler.

 

Tibet Budizmi ve Lama Tapınakları
 

      Tibet Budizmi, Çin’de yaşayan Tibetli ve Moğol vatandaşlar arasında yaygındır. Halk arasında Lama Dini olarak adlandırılan Tibet Budizmi, tarihte Hindistan ve Çin’in iç kesiminden gelen Budizm inancının yöredeki eski dini inançlarla kaynaşmasıyla oluşan ve Tibet’in yöresel özelliğini taşıyan Budizm dininin bir koludur. 
  Çin’deki Budizm ile Hindistan’daki Budizm’in çift etkisi altında kalan Tibet Budizm’e ait tapınaklar, genelde Han etnik grubunun saraylarına göre inşa edilmişti. Geniş alanları kapsayan, görkemli görünen ve son derece ince işçilik içeren bu tapınakların başlıca temsilcileri arasında Lhasa’daki Potala Sarayı, Zeban Tapınağı ve Qinghai eyaletindeki Tar Tapınağı yer alıyor.

  Tibet Budizmi’ne ait tapınaklarda, özellikle bu mezhebin gizemliliği öne çıkıyor. Tapınaklardaki salonlar yüksek ve derin, renkli perdelerle doludur. Salonlardaki sütunlar renkli yün battaniyelerle sarılır. Salonların içi de genellikle karanlıktır. Tapınakların dış görüntüsü, birbirine zıt renklerden oluşur. Genellikle kırmızıya boyanan tapınakların duvarlarında beyaz ve kahverengi kuşaklar vardır. Beyaz olan salonlar ve pagodalarda siyah pencereler bulunur. Bu renkler arasındaki zıtlık, yapıların gizemliliğini ön plana çıkarır.

Tibetlilerin dini gelenekleri


          Tibet halkı, dini inanç özgürlüğüne tümüyle sahiptir. Tibet Özerk Bölgesi’nin nüfusunun ezici çoğunluğunu oluşturan Tibetliler ve Menba, Luoba ve Naxi etnik gruplarından insanlar Tibet Budizmi’ne inanırlarken, bölgede yaşayan birçok insan Müslüman ya da Katoliklik’tir. Tibet Özerk Bölgesi’nde bugün Tibet Budizmi’ne ait 1700’den fazla dini mekanda yaklaşık 46 bin din adamı yaşıyor. Ayrıca bölgede yaklaşık 3 bin Müslüman yaşıyor ve onlara ait dört cami var. Bir Katolik kilisesi ise bu dine inanan yaklaşık 700 kişiye dini hizmet veriyor. Tibet’te her türlü dini faaliyetler normal olarak sürerken, farklı dinlere inanan vatandaşların dini ihtiyaçları yeteri derecede karşılanıyor, dini inanç özgürlüğüne de gereken saygı gösteriliyor. 

       Tibetlilerin örf ve adetleri, saygıyla korunuyor. Tibet grubuna ve diğer bütün etnik gruplara mensup vatandaşlar, kendi örf ve adetlerine göre yaşama ve sosyal faaliyetlerde bulunma hak ve özgürlüğüne sahipler. Kendi geleneksel giyim, yemek ve konut kültürünü sürdüren bu vatandaşlar, çağdaş toplumun medeni ve sağlıklı yeni davranış kurallarını da benimsiyorlar. Tibet Özerk Bölgesi’nde Tibet takvimine göre yeni yıl, Sagodava Bayramı, Wangguo Bayramı ve Xuedun Bayramı gibi geleneksel bayram kutlamaları ile tapınaklardaki dini törenler korunup sürdürülürken, Çin’in ve dünyanın bazı yeni bayramları da kutlanıyor. 

Tangka
 

        Tibet dilinde kumaş, ipek veya kağıt üzerinde yapılan nakış veya resim anlamına gelen Tangka, Tibet etnik grubuna özgü bir resim türüdür.

    Tangka için kullanılan kumaşların başında keten, pamuk veya ipek gelir. Anlatılanlara göre, Tang hanedanı döneminde Tibet’e giden Wencheng Prensesi, dokumacılık gibi teknikleri de bölge halkına tanıtmış. Tangka için kullanılan kumaşlar bu tür tekniklerin Tibet’te yaygın olarak kullanıldığını gösterdi. 

    Tangka’da kullanılan boyaların hepsi, şeffaf olmayan madeni ve bitkisel boyalarla hayvanlardan edinilen tutkallar ve sığır safrasının karışımından oluşur. Bilimsel yöntemlerle hazırlanan bu oluşumlar ve Tibet yaylasındaki kuru iklim, Tangka resimlerinin yüzyıllar geçmesine rağmen yenisini aratmayacak parlak renklerini korumasına neden oluyor. 

    Tangka resimlerinde başta dini konular olmak üzere toplumun her yönü anlatılıyor.

 

Tereyağlı Çiçek Heykelleri
 

          Tereyağlı Çiçek Heykelleri, yağlı heykeller olarak da adlandırılıyor. Tereyağlı Çiçek Heykelleri’nin konuları, Budizm’in dini hikayeleri, Budizm’in kurucusu Sakyamuni’nin hikayeleri, tarih hikayeleri, rivayetler ve operalarda anlatılan hikayeler gibi geniş konuları kapsıyor. Heykellerin şekilleri ise güneş, ay, yıldız, çiçek, ot, kuş, hayvan ve bina ile her türlü Budist din adamları, vezirler ve generaller gibi insan figürlerinden oluşuyor. Gerçekçilik yöntemiyle yapılan bu heykeller, son derece canlı görünüyor ve yüksek sanatsal değer taşıyor.

       Tereyağlı Çiçek Heykelleri, boyutları ve kullanım amaçlarına göre ibadet amaçlı orta ve küçük ölçekli heykeller ile sergi amaçlı büyük heykeller olmak üzere ikiye ayrılır. İbadet amaçlı heykeller, ince işçiliği, parlak renkleri ve zengin çeşitleriyle biliniyor ve mutlu bir ortamı oluşturmayı hedefliyor. İbadet yerlerinde genellikler onlarca veya yüzlerce olarak bir arada toplanan küçük heykeller, görenleri hayran bırakıyor.

Tibet Operası
 

        Tibet dilinde “peri ablalar” anlamına gelen “Ace Lhamo” veya kısaltılmış haliyle “Lhamo” olarak adlandırılan Tibet operası, Tibetliler’in uzun bir geçmişe sahip geleneksel operasıdır. Çeşitli alt gruplara ayrılan Tibet operası, Tibet etnik grubunun özgün kültürel kimliğini ortaya koyuyor. “Wencheng Prensesi”, “Nosan Prensi” gibi sekiz klasik gösteri programı, özgün müziği ve şarkıları, rengarenk maskeleri ve kostümleri, Tibetlilerin zengin kültürel birikimini temsil eden eserler olarak kabul ediliyor. 
 Halk dansları ve şarkılarıyla hikaye anlatan bir sanat türü olan Tibet Operası, 15. yüzyılda yaşayan Drupthok Thangthong Gyalpo adlı bir Budist rahibi tarafından yaratılmıştır. Başlangıçta dini hikayelere dayalı bu opera türü, sayısız halk sanatçılarının katkılarıyla sürekli zenginleşti. Günümüzde Tibet Operası, senaryosu, koreografisi, belirli rollere özgü şarkı şekli, kostüm ve maskeleri, korosu ve bandosu olan bir sanat dalı haline geldi. 

 

       Tibet bölgesinin her yerinde halk sanatçıları tarafından kurulan Tibet Operası toplulukları görmek mümkün. Köylerdeki meydanlarda gösteri yapan opera toplulukları, civardaki bütün insanlar tarafından hep büyük ilgiyle izleniyor. 

 

 
TEŞEKKÜRLER WIKIPEDIA

 

 



Kızılderililer (1)

Kızılderili, Kuzey Amerika yerlilerine verilen genel isimdir.

İlk Amerikalılar [değiştir]

Buzul Çağı’nın en şiddetli döneminde, M.Ö 34.000 - M.Ö 30.000 yıllarında, dünyadaki suyun önemli bir bölümü büyük kıtasal buz katmanları halindeydi. Bunun sonucunda, Bering Denizi bugünkü düzeyinden yüzlerce metre daha aşağıdaydı ve Asya ile Kuzey Amerika arasında, adına Beringia denilen, bir kara köprüsü oluştu. Beringia’nın en geniş döneminde 1.500 kilometre kadar olduğu sanılıyor. Nemli ve ağaçsız bir tundra olan bölge, otlar ve diğer bitkilerle kaplıydı ve bu da ilk insanların yaşamak için avladıkları büyük hayvanları çekiyordu.

Kuzey Amerika’ya ilk erişen insanlar, yeni bir kıtaya ayak bastıklarını hemen hemen kesinlikle bilmiyorlardı. Herhalde, atalarının binlerce yıldır yaptığı gibi Sibirya kıyılarında av peşinde koşuyorlardı ve sonra da kara köprüsünü aşmışlardı.

M.S ilk yüzyıllarda, bugün Arizona’da Finiks kentinin bulunduğu yöreye yakın yerleşim birimlerinde, top oynamak için alanların ve Meksika’da bulunanlara benzeyen piramit biçimli kümbetlerin yanı sıra kanal ve sulama sistemleri kuran Hohokumlar yaşıyordu.

 

Şükran Günü'nün Anlamı

1620'lerde Avrupa'dan yerleşim için ilk kez May Flower (Mayıs Çiçeği) gemisiyle ABD’ye gelen Pilgrimler (yerleşimci ve hacı) ilk geldiklerinde aylarca süren yolculuklarından dolayı yorgun, hasta ve açtırlar. Kızılderililer onları karşılar ve yiyecek verir, hindi avlamasını, mısır ekmesini öğretirler. Üç yıl sonra İngiliz Vali William Bradford büyük bir yemek hazırlar ve Kızılderililer’i çağırır. Kızılderililerin şefi Massoit 90 kişiyle bu törene katılır.

O günden sonra her hasat sonrasında yemek geleneği sürer. 1863’de Başkan Abraham Lincoln Şükran Günü’nün ulusal bayram olmasını önerir, ancak bu öneri Kongre’de 1941’de karara bağlanır ve her yılın kasım ayının son perşembesi Şükran Günü olarak ulusal bayram ilan edilir.

İlk yerleşimciler Seminoller, Çerokiler ve Mişuki kabileleri ile karşılaştılar. İspanyol kaşifler ise Kaliforniya'da Soson, Payitu, Kahula, Mevuk ve diğer bazı kabilelerle karşılaşmışlardır. 19. yüzyılda, Avrupalı kaşifler batıya doğru göç ederken Kızılderili kabileleri kendi topraklarından sürmüşlerdir. Bu dönem batıda Apaçi, Siyu ve Komançi ve diğer kabilelerle yapılan utanç verici savaşlar dönemidir. Bu savaşlardan geriye kalan çok az sayıda yerli ise, Rezervasyonlar (kızılderililer için ayrılmış araziler) olarak bilinen küçük bir alanda yaşamaya mecbur edilmişlerdir.

Bugün ABD'de hükümet tarafından resmen tanınan 554 Kızılderili kabilesi vardır.

Kızılderililer 1952 yılına kadar Rezervasyon denilen toplama kamplarında yaşamışlardır. 1626 yılında Hollandalıların satın aldığı New York'ta günümüzde 85.000'den fazla Kızılderili yaşamaktadır.

Toplama Kampları [değiştir]

Amerika’da ilk kızılderili yerleşim bölgeleri, 1840’lı yıllarda oluşturuldu. O yıllarda, Avrupa kökenli Amerikalılar, ülkenin batı bölgelerine yerleşmek için kızılderili kabilelerini de önlerine katarak ilerliyordu. Kızılderililer, doğup büyüdükleri toprakları terk etmek ve “rezervasyon” adı verilen, anavatanlarından çok daha küçük bölgelere yerleşmek zorunda bırakıldı.

Günümüz ABD'sinde Kızılderililerin yaklaşık % 85'i rezervasyonların dışında yaşamaktadır[kaynak belirtilmeli] ve her büyük kentin kendi Kızılderili toplumları vardır. Amerika’da 300’den fazla kızılderili yerleşim bölgesi bulunmaktadır.

Ekonomi

ABD'de ekonomik olarak 3 büyük kabile bulunmaktadır: Misissippi Choctawlar (5 bin kişi. kumarhane, hoparlör işleri yapıyor) Oklahoma Choctawlar (35 bin kişi. Kumarhane, benzin istasyonu ve oteller zincirleri var) ve Oklahoma Chickasawlar (200 bin kişi).

Amerikan Bayanlar Ulusal Basketbol Birliği'nde (WNBA) tek bağımsız takım, sahibi bir Kızılderili kabilesi olan Konektikıt San. Konektikıt eyaletinin Mohegan Kabilesi 2003'te Orlando Miracle kulübünü satın aldı ve Konektikıt'a taşınan takım artık maçlarını Mohegan Sun adlı devasa kumarhane ve eğlence kompleksindeki salonda oynamaya başladı. O zamana kadar her WNBA profesyonel takımı bir NBA kulübüne aitti.

Rezervasyon bölgeleri dışındaki ilk yatılı okulda 1879'dan 1918'e kadar okuyan yaklaşık 10.000 Kızılderili çocuk; medenileştirilme hedefi ile kendi yerli dillerini konuşan ve kültürlerinin diğer yönlerini korumaya çalışan öğrencilerin cezalandırmaya dayandığı bir ortamda yetiştirilmişlerdir.

Kanadalı araştırmacı Ethel G. Stewart, 250 bin nüfuslu Navaho kabilesinin Orta Asya Türkleri'nin konuştuğu Atabaşkan dilini konuştuğunu gösterdi.

ABD Yayılmacılığı Altında Yok Olan Kabilelerin Ürünlerde Yaşayan İsimleri

Amerikalılar ise tüm dünyaya pazarladıkları ürünlerinden birkaçına Kızılderili kabileleri isimleri vermiştir. Örnek olarak;

  • Cherokee: Chrysler tarafından üretilen bir Jip
  • Apache: ABD Hava Kuvvetleri tarafından üretilen bir Helikopter markası, bir bilgisayar donanım ürünleri üreten marka, bir server ismi
  • Comanche: ABD Hava Kuvvetleri tarafından üretilen bir Helikopter Markası
  • Chevrolet: Dünyanın önde gelen spor otomobil üreticilerinden bir ABD firması.
  • Corvette: Chevrolet markasının bir modeli.
  • Pontiac (Ünlü Kızılderili Şefi): 80’li yılların ABD kaynaklı en meşhur spor araba markalarından biri
  • Chayanne: Porsche’nin ilk kez ürettiği Jip’e verdiği isim
  • Fox: ABD’de bir TV kanalı
  • Kentucky: Kökeni; Iroquois Kızılderililerinin kullandıkları dilde “ken-tah-ten” sözcüğünden gelen ve “Yarının Ülkesi” anlamına gelen kelime. Aynı zamanda tüm dünyaya yayılmış bir restoranlar zincirinin ismidir. (Kentucky Fried Chicken).''

Kızılderili ve Türk Dillerinde Kullanılan Ortak Kelimeler

Bazı örnekler:

Kızılderili lehçelerinde Türkçe
Tepek Tepe
Yatkı Ev, yatılan yer
Dodohişça Dudak
T-sün Uzun
Yu Su, yu-mak, yıkamak
Lı-ık Vatan, ili
Tete Dede
Tamazkal Hamam, temiz kal
Hogan Kerpiç ev, Hopan
Kuşa Kuş
Missigi Mısır
Türe Türe, Töre
Hu Hu, Hu hu(Selam)
Yanunda Yanında
Aş-köz Yemek
İldiş Dişleme
Atış-ka Ateş
Tapa Tuba

Koloni Dönemi ve Kızılderililer

Avrupalı kaşifler Amerika'ya geldiğinde, Amerika'da yüzlerce farklı kabile bulunmaktaydı. Bu kabilelerden bir çoğu ortak bir dili ve kültürü paylaşıyorlardı. Önce İspanyol asıllı denizciler İspanyol Kraliçesi adına bu topraklara ayak basmış daha sonra başta İngiltere olmak üzere diğer Avrupa sömürgeci devletleri de aynı rotayı izleyerek Amerika'ya askerlerini, kaşiflerini göndermişlerdir. Avrupalı beyaz adamın şiddet düşkünlüğünden haberdar olmayan yerliler onları sevinçle karşılamış, ellerindeki altın vs. gibi şeyleri onlarla paylaşmak istemişler ancak sömürge güçlerinin baskısı hatta katliamı altında soykırıma uğramışlardır.

Kaynaklar

1:(Erken iç Asya Tarihi- Prof. Dr. Sinor- S. 102)” (Tanrının Türkleri- Cilt.1- S.314- Semih Tufan Gülaltay)

2. H. Cemil Tanju-Tunç derililer. S.106 (Age.s.316)

3. Süleyman Nazif, Hz.İsa'ya Açık Mektup, -Eski ve Yeni Harflerle- Lamure, 2006 (Kitabın ilk baskısı 1924 tarihinde eski Türkçe harflerle yapılmıştır)

TEŞEKKÜRLER WIKIPEDIA

Çingeneler (2)

Orta ve Doğu Avrupa

Türkiye

Türkiye'de ise 500.000 dolayında Roman olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye'de yoğun olarak yaşadıkları yerlerin başında Trakya'da, Çanakkale, Edirne, Tekirdağ ve İstanbul gelir.

Osmanlı'da Çingeneler

Osmanlı İmparatorluğu’nda da Rumeli topraklarında yaşayan Romanlar ayrı yönetim sayılmışlardı. Çingene Sancağı olarak adlandırılan bu yönetim biriminde, Romanlar'ın yönetsel, mali ve askeri işleri düzenlenirdi [22]

İspanya

Fransa

İngiltere The United Kingdom

Kuzey Amerika

Latin Amerika

Ortadoğu

Finlandiya

Terminoloji

Anadolu Türkçesi ve yayıldıkları bölgelerde Roman halkına çeşitli isim ve sıfatlar takılmıştır. Sıfatlar daha çok yapılan meslekle ilgili olup özellikle Balkan yarımadasında gümüşçü, demirci, kalaycı, nalbant, müzisyen, kaşık yapımcısı, madenci terimlerinin yerel dillerde karşılıklarıdır. Aşağıdaki listede ise isimler yer almaktadır: [23]

Türkçe terminoloji
 
  • romen [izmir]
  • çingene (bergama]
  • cingan (Ilgın, Konya)
  • bala (Ilgın, Konya)
  • elekci (Ilgın, Konya)
  • cingen (Konya)
  • cingan (Espiye, Eynesil)
  • ċingan (Sürmene)
  • çingan (Maçka)
  • çincane (İkizdere)
  • çingân (Akçaabat)
  • çingit “göçebe, çingene” (Amasya, Samsun)
  • cingane “yaramaz, haşarı”
  • cıngan (Şalpazarı, Giresun)
  • cingen, cingit (Samsun-Bafra)
  • Poşa, Boşa (Artvin)[24]
  • abdal (K. Maraş)
  • cingan (Şereflikoçhisar-Ankara)
  • esmer vatandaş, kara kuvvetleri (Edirne)
  • dom ( Van,Hakkari) [25]
  • roman (çingeneler)
  • RUMLI "cıngeneler"

Dünya dillerinde

Etimoloji

Roman kelimesi, Roman dilinde rom "koca" kelimesiyle ilişkilendirilmekte olup Sanskrit rama (रम) ramaṇa (रमण) aynı anlama gelmektedir. Türkçe'de Roman halkını tanımlamak için kullanılan Çingene kelimesi ise Yunanca tsinganos (τσιγγάνος) kelimesinden ödünçlenmiştir. Kelimenin kökeni Eski Yunanca Αιγύπτοι (Modern Yunanca γύφτο) "Mısırlı" anlamındadır. Eski Yunanlılar Roman halkının Mısır kökenli olduğuna inandığından bu tanımı kullanmaktaydı. Batı dillerinde kullanılan gypsy terimi bu kelimeden gelişmiştir. İlginç bir benzerlik olarak Osmanlı ve Anadolu Türkçesi'nde Roman halkını tanımlamak için kullanılan diğer bir terim olan Kıpti'nin Mısır halklarından birisinin adı olmasıdır.[26]

Notlar

  1. ^ [1]
  2. ^ Patrin Web Journal
  3. ^ Bulgaria - Minorities
  4. ^ 2001 census.
  5. ^ 2001 census
  6. ^ CIA Factbook on Finland.
  7. ^ 500,000 1980'lerde Hungary - Minority Groups Library of Congress Country.
  8. ^ http://www.domresearchcenter.com/population/popiran.html
  9. ^ kaynak 2002 census
  10. ^ Polonya: 15,000–50,000 1990'lardaPoland - Gypsies Library of Congress Country study.
  11. ^ http://www.vatican.va/roman_curia/pontifical_councils/migrants/pom2003_93S/rc_pc_migrants_pom93S_figueiredo.html]
  12. ^ Population by ethnicity figures. World Bank([2]) and International Association for Official Statistics ([3]) estimate that there are between 1 and 2 million Roma in the country.
  13. ^ Russia - 2002 seçimleri 182.766 Roman ]
  14. ^ CIA Factbook on Slovakia.
  15. ^ 1988, Spain - The Gypsies Library of Congress Country
  16. ^ International Romani Studies Network: "Reaching the Romanlar - A Feasibility Study Report", Istanbul, 2006, p. 13. Bak.[4]
  17. ^ template:cite web kullanımında hata: Parametreler url ve başlık tanımlanmalı.
  18. ^ The 2001 Ukrainian census recorded 47,587 Roman
  19. ^ Öztürk, a.g.e. s. 281
  20. ^ Öztürk, a.g.e. s. 281
  21. ^ Herman Berger. Çingene Mitolojisi. s. 5
  22. ^ Marushiakova, E., Popov, V. Osmanlı Imparatorluğu’nda Çingeneler. Istanbul: Homer, 2006
  23. ^ Özhan Öztürk. [5]Karadeniz: Ansiklopedik Sözlük. 2. Cilt. Heyamola Yayıncılık. İstanbul. 2005. ISBN 975-6121-00-9. s.280-281]
  24. ^ Anadilleri Ermenice olup Doğu Anadolu'da yaşamaktadırlar.Bkz. Öztürk. a.g.e. s. 281
  25. ^ Romanlar, Kürtlerin ötekileri Domlar
  26. ^ özhan Öztürk. Karadeniz Ansiklopedik Sözlük Öztürk, s. 280

TEŞEKKÜRLER WIKIPEDIA

Çingeneler (1)

Romanlar veya halk arasındaki tabirle Çingeneler Hindistan'ın Pencap-Sind nehir havzası boyunca Pakistan ve Afganistan'ın da içinde bulunduğu bölgelerden 1050 civarında İran ve Anadolu üzerinden dünyaya yayılmış Hint-Avrupa kökenli halkın adıdır.

Tarihçe

Roman halkının vatanlarını neden terketmek zorunda kaldıkları bugün bile yanıtsız kalmaktaysa da tarihçiler üç teori ortaya sürmektedir:

  • Mahmut Gazi’nin Sindh ve Penjap’ı işgali sırasında 500.000 Hintliyi esir aldığı bilinmekte olup, Hindistan’ı fetheden Müslümanların, Romanları köle olarak alıp ülkelerine götürülmesi en yaygın teoridir.
  • En düşük kast olduğu sanılan Romanların, Müslüman fatihlere karşı paralı asker olarak olarak kullanılmış olabilirler ki, yenilginin ardından göç etmek zorunda kalmış olabilirler.[19]
  • Firdevsi’nin Şehnamesi’ne göre MS 420 yılında vatanlarını terkedip dünyaya yayılan 12.000 kişilik Luri halkı eğer Romanlarsa dünyaya yayılmalarının Hinditan'ın işgali ile ilişkisi olamaz.[20]

İlk kez 1505'te İrlanda'da, 1514'te de İngiltere'de nüfus kayıtlarına geçirildiler. Aynı tarihlerde, Avrupa'nın birçok ülkesinde gezgin çalgıcı ve falcılardan oluşan bazı göçebe toplulukların kayıtlarına rastlanır. Günümüzde Romanlar dünyanın dört bir yanına dağılmış olarak yaşarlar. Büyük bölümü Avrupa'nın güney kesiminde toplanmıştır. 19. yy.ın sonlarına doğru Kuzey Amerika'ya da göç etmişlerdir. Romanlar yaşadıkları her ülkede değişik adlarla anılırlar.

Romanlar, dünyanın en renkli göçebe topluluklarından biridir. Büyük bölümü yerleşik hayata geçmiştir. Türkiye'de yoğun olarak yaşadıkları yerlerin başında Trakya'da, Çanakkale, Edirne, Tekirdağ ve İstanbul gelir.

Romanlar'ın büyük bölümü gelenek, göreneklerini ve topluluklarının yönetim biçimlerini korumuştur. İlk olarak 19. yy.da Avrupa'da, sayıları 10-100 aile arasında değişen Çingene toplulukları şefler seçmeye başladı.

Roman sözcüğü yerleşik düzeni olmayan göçebe insanları çağrıştırır. Oysa Romanlar'ın çok azı günümüzde göçebedir. Bazıları kendi istekleriyle göçebeliği bırakmış, yaşadıkları ülkenin yaşam biçimini benimsemişlerdir. Roman olmayanlarla evlenen Romanlar da vardır.Bazı ülkelerde de yerleşik yaşama zorlanmışlardır.Soykırıma uğramışlardır.

Yarı göçebe, yarı yerleşik bir topluluğun sayımının yapılması güç olduğu için Romanlar'ın kesin nüfusu bilinmemektedir. Bununla birlikte bugün dünyada 3-4 milyon dolayında Roman olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye'de ise 500.000 dolayında Roman olduğu tahmin edilmektedir.

Nisan 1971'de, Romanlar'ın sorunlarını tartışmak üzere Londra yakınlarında ilk Uluslararası Roman Kongresi toplanmış olup bu kongreye atfen, 1990'dan itibaren 8 nisan Dünya Romanlar Günü olarak kutlanmaktadır.

Gruplar

Yayıldıkları coğrafyaya göre Roman halkını üç ana bölümde inceleyebiliriz [21]

  • 1. Kalderaşlar
    • a. Lovariler
    • b. Boyhalar
    • c. Luriler
    • d. Çurariler
    • e. Türko-Amerikanlar
  • 2. Gitanolar
  • 3. Manuşlar
    • a. Valsikanlar
    • b. Pimontesiler
    • c. Gaygikanlar

Dilleri

Romani Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İran kolundan olup Sanskritçeyle benzerlikler göstermektedir. Romanlar kendilerine Rom derler. Rom, Çingenece'de (Romani dili) erkek ya da koca anlamına gelir. Bu dilin, eski ve artık ölü bir Hint dili olan Sanskritçeden (diğer Hint dilleri gibi) türediğinden sanılmaktadır. Bununla birlikte sözcük dağarcığında Yunanca, Türkçe ve Farsça sözcükler de vardır. Anayurtlarının Hindistan olduğu sanılmakla birlikte, Romanlarîn kökeni hâlâ tartışma konusudur. Tarihleri ile ilgili kayıt yoktur. Çoğu, yaşadıkları ülkenin dilini konuşur. Romanca ile yaşadıkları yörede konuşulan dilin karışımı bir lehçe konuşanlar da vardır. Örneğin, Fransa'dakilerin bir bölümü ve Almanya'daki Romanlar Romani ve Almanca karışımı bir dil konuşurlar. İngiltere ve Fransa'dakilerin başka bir bölümünün ise İspanyolca ile karışık bir lehçesi vardır. Bundan dolayı Roman Dili konuşulduğu yerlere göre farklılıklar gösterir. yerleşik bölgelerde dili o yöreye göre meğil vermiştir

Hayat Tarzları  

Barışçı, sanatsever, yaşam filozofu insanlardır. Kendilerine özgü yasaları vardır ama genellikle yaşadıkları toplumun dinsel inançlarını benimserler. Öte yandan, kutsama, düğün ve ölü gömme törenlerinde kendi gelenek ve törelerini sürdürürler.

Doğudan getirdikleri metal işleme ve yeni sayılabilecek demir, kalay teknikleri sayesinde Avrupa'da endüstri devriminin hazırlayıcısı olmuşlardır. Yaşam felsefelerinde maddeye önem vermedikleri için, genellikle gelir düzeyleri düşüktür.

Eskiden göçebe yaşamlarına uygun işler yaparlardı. Kadınlar falcılık yapar, dilenir ya da dans ederdi. Erkekler ise çalgı çalar, kap kacak lehimciliği, kalaycılık, hayvan ticareti, hayvan eğiticiliği gibi işlerle uğraşırlardı. Geçmişte atlarla çekilen arabalarla yapılan göçlerde artık kamyon ya da karavanlar kullanılmaktadır. Eski uğraşlarının yerini ise, meyve toplama, asfalt dökme, kullanılmış araba ticareti, sirklerde hayvan bakıcılığı ya da eğiticiliği, hurda maden ve antika eşya alım satımı gibi işler almıştır. Birçok Roman müzik ve dans sanatını zenginleştirecek katkılarda bulunmuştur. Bazı ünlü İspanyol gitaristler ve flamenko dansçıları Roman ya da yarı Roman'dır. Romancanın yazılı bir dil olmayışı yüzünden edebiyat yapıtları yoktur.

Romanlar'ın göçebe yaşamları yerleşik toplumlarınkinden çok farklıdır. Bu yüzden çoğu zaman, yerel halk tarafından hırsızlık, büyücülük, çocuk kaçırma gibi eylemlerle suçlanmışlardır. 1554'te İngiltere'de Roman olduğu söylenen herhangi bir kişinin asılması işten bile değildi. Hemen hiçbir yerde istenmeyen Romanlar, birçok ülkeden sürülmelerine karşın, bir süre sonra bu ülkelere geri dönmeyi başarırlardı. II. Dünya Savaşı'nda Yahudiler gibi Romanlar da Almanlar tarafından büyük bir kıyıma uğratıldılar. 200.000 -800.000 arasında Roman çoluk çocuk aşağı ırktan oldukları gerekçesiyle Macaristan, Polonya ve Çekoslovakya'daki Nazi kamplarında yok edilmiş bu katliam Roman halkı tarafından porajmos "parçalanmak" olarak adlandırılmıştı. Günümüzde de Romanlar yaşadıkları bütün ülkelerde ayrımcılığa tabi tutulmaktadır.

Coğrafi Dağılım

 

Romanlar, dünyanın en renkli göçebe topluluklarından biridir. Büyük bölümü yerleşik hayata geçmiştir.

Romanlar'ın büyük bölümü gelenek, göreneklerini ve topluluklarının yönetim biçimlerini korumuştur. İlk olarak 19. yy.da Avrupa'da, sayıları 10-100 aile arasında değişen Çingene toplulukları şefler seçmeye başladı.

Roman sözcüğü yerleşik düzeni olmayan göçebe insanları çağrıştırmaktaysa da günümüzde Romanlar'ın çok azı göçebedir. Bazıları kendi istekleriyle göçebeliği bırakmış, yaşadıkları ülkenin yaşam biçimini benimsemişlerdir. Roman olmayanlarla evlenen Romanlara da artık rastlanmakta olup pek çok ülkede yerleşik yaşamaya zorlanmışlardır. Yarı göçebe, yarı yerleşik bir topluluğun sayımının yapılması güç olduğu için Romanlar'ın kesin nüfusu bilinmemektedir. Bununla birlikte tüm dünyada 3-4 milyon dolayında Roman olduğu tahmin edilmektedir.

Kara Kedi, Ak Kedi (Black Cat, White Cat)

Crga Pitic ve Zarije... iki eski dost. Biri çöp toplayarak köşeyi dönmüş bir çingene babası, diğeri bi çimento şirketi sahibi.. Uzun yıllardır birbirlerini görememelerine karşın dostluklarında en ufak bir azalma yoktur.

Zarije'nin oğlu Matro, girmek istediği bir karaborsa işi için kendi babasından istemeyeceği parayı Çrga'dan ister. Sebep olarak da babasının ölümünü gösterir. Bu haber yaşlı ve yorgun Çrga'yı derinden etkiler. Eski dostunun mezarını ziyaret onun boynunun borcudur. Matro ise Çingene gangsterlerinin ele başısı Dadan'la ortak olmaya karar verir. Büyük bir ahlaksız olan Dadan, Matro'yu aldatır. öte yandan Dadan'ın her istediğini yapan Matro, Dadan'ın kız kardeşi ile kendi oğlunun evlenmesine de ses çıkaramaz. Oysa oğlu Zare başka bir kızı, Dadan'ın kardeşi Afrodita ise başka bir erkeği sevmektedir. Aşık olmadan evlenmek ise bir Çingenenin en son yapacağı bir şeydir...
 
Başroller: Bajram Severdzan, Branka Katic
Yönetmen: Emir Kusturica
Kategori: Drama
Ekran: 16:9 Geniş Ekran (Wide Screen),1:85:1
Diller: Fransızca: Dolby Digital 5.1, Sırpça: Dolby Digital 5.1
Alt yazı: Fransızca, Türkçe
Yapımcı Firma: Özen Film
 
bcwc

Çingeneler Zamanı (Time of the Gypsies)

Perhan Romanya'da büyükannesiyle yaşayan yeniyetme bir çingenedir. Çingenelerin doğayla bütün ve kendilerine has atmosferinde, Perhan da biraz kendi iç dünyasında biraz da kızarkadaşının aşk ateşinin içinde yaşamaktadır. Genç çingene, duygu yoğunluğu yaşadığında nesneleri uzaktan hareket ettirebilmektedir de.

Mafyatik işler peşindeki Ahmed, ondan yararlanmak için Perhan'ı kendisiyle birlikte şehre gelmeye ve yaşadığı yeri terketmeye ikna eder. Perhan bu yeni hayata tek bir şey için katlanır: yeterince para biriktirmek ve sevdiklerine geri dönüp evlenebilmek. Bir yandan da bacağından ameliyat olmak için onlardan ayrılan kızkardeşini bulmayı ummaktadır.

Yönetmen Emir Kusturica'ya uluslararası alanda tanınma getiren ve Cannes'da coşkuyla taçlandırlan bu ilgi çekici yapım, aynı zamanda tamamı çingene dilinde çekilen ilk film özelliğini de taşıyor. Müzik, dram, hayal, bildiğiniz tüm Kusturica bileşenlerini barındıran bir yapım.

Tür : Dram
Yönetmen : Emir Kusturica
Senaryo : Emir Kusturica , Gordan Mihic
Görüntü Yönetmeni : Vilko Filac
Müzik : Goran Bregovic
Yapım : 1988, İngiltere / İtalya / Yugoslavya , 142 dk.


Oyuncular

Davor Dujmovic (Perhan) , Bora Todorovic (Ahmed) , Ljubica Adzovic (Büyükanne) , Husnija Hasimovic (Merdzan) , Sinolicka Trpkova (Azra) , Zabit Memedov , Elvira Sali (Danira) 
 

tog